Cumhuriyet Köşkü: Florya Deniz Köşkü’ndeyiz

/Cumhuriyet Köşkü: Florya Deniz Köşkü’ndeyiz

Cumhuriyet Köşkü: Florya Deniz Köşkü’ndeyiz

Denizin içine güvenle oturtulmuş sapasağlam dimdik görüntüsünün içinde, şirin mi şirin sanki bizim yazlık evimizmiş gibi sade tasarımlara sahip bir Cumhuriyet Köşkü’ne gideceğiz bugün. Düşün peşime keyifli bir gezi bizi bekliyor. Atatürk’ümüzün ayak izlerini takip etmeye hep birlikte devam edeceğiz.

Marmara Denizi kıyılarında, Yeşilköy ile Küçükçekmece arasında bir yerlerdeyim. Kendi evimden sonra burası da benim evim diyebileceğim hayatta ikinci evim kabul ettiğim, zaman zaman sıkılıp huzur bulduğum evden çıktım. Florya namıdiğer Şenlikköy Karakolu’nun önünden yürüyüp, Atatürk Ormanı’na doğru yol alıyorum. Kimi zaman büyük balkonlu, geniş bahçeli, havuzlu evler, kimi zaman da sitelerin önünden geçiyorum.

Meşhur Florya Benzincisi’nin oraya gelince yol ikiye ayrılıyor. Sola doğru yürümeyi seçersem, yaz ya da kış hiç fark etmeden, nefis marmara mavisi beni doğru Hakiki Roma Dondurmacısı’nın önüne götürecek biliyorum. Sahilde yürüyüş yapmadan önce bir top karamelli bir top fıstıklı dondurmamı yiyecek, doğru denize koşacağım. Hatta hızımı alamayıp kendimi Aqua Florya AVM’ye atıp, doğru D&R’a postumu sereceğim. Hayatıma renk katan kitaplara dokunacağım, koklayacağım, seveceğim, seçeceğim, bir parça oturup okuyacağım hatta. Sonra şiir kitaplarına doğru yöneleceğim. Ruhumu besleyeceğim, gıdasız bırakmayacağım onu… Seyahatlerimin vazgeçilmezi kitaplar… Kitap kokusu… Mis… Mis…

Bu sefer farklı birşey yaptım, kendime dönerken dondurma ısmarlayacağıma ve kitap hediye edeceğime dair söz verip, bitterle anlaştıktan sonra sağ tarafa doğru yürümeye karar verdim. Yıllardır gelirim Florya’ya ancak neden hiç sağa doğru yürümedim ki dedim özü özüme. İçimdeki ses orada üzerime cırladı. Sağa gidip ne yapacaktın ki, baksana denizi bile göremiyorsun restoranlardan, ne varmış ki sen bu tarafa doğru yürüyorsun. Az sabret bitter birazdan harika bir tarih turu tapacağız seninle eminim çok seveceksin. Sabret dedim kendime.

Bir yandan bittere laf yetiştirirken bir yandan da, tarihi kaynaklara göre Florya Sahili 17. yüzyıldaki adıyla Ayastefanos olan Yeşilköy’e kadar birbirinden güzel köyleriyle kıyı şeridine inci gibi dizilirmiş ya işte ben de yürürken Florya sahilinin eski halini düşünüp hayal kurmaya başlamıştım bile. Padişah bahçesi olarak kullanılan Florya, 18. yüzyılda da yemyeşil bir zümrüt gibi parıldamış olmalı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde yapılan demiryolu ve şehircilik açısından ele alınsa da Florya 19. yüzyılda balıkçı uğrağı konumundaymış.

Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul gezilerine çıkan Atatürk’ümün burayı keşfi ile gereken ilgiyi hakkıyla göstermesiyle, ilk iş olarak zaten yeşil olan bölgeye dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen ağaçlarla 250 hektarlık alana Atatürk Ormanı kurulur. Zaman içinde Florya yazlık dinlenme merkezi olma yolunda ilerler. Keşfinin ardından sık sık dinlenmek ve huzur bulmak için Florya’ya gelmeyi tercih eden Atatürk’ümün hızla sağlığına kavuşabilmesi için, 1935 yılında İstanbul Belediyesi harekete geçer ve atası için sahilde yapılacak bir köşk için proje yarışması düzenler.

Ülkemizin o zamanki sosyal ve ekonomik koşullarını çok iyi gözlemleyen ve eserlerine bunu başarıyla yansıtan, halkçı projeleri ile bilinen mimar Seyfi Arkan namıdiğer Atatürk’ün mimarı, tasarladığı dinlenme mekanı olarak düşünülen bir yapı grubundan oluşan projesiyle yarışmayı kazanır. Yapı grubu içinde Atatürk Deniz Köşkü, Genel Sekreterlik ve Yaverlik binalarının yanısıra beyaz, mavi kırmızı köşkler yer alır. Kollar sıvanır ve derhal köşkün yapımına geçilir.

Atatürk Deniz Köşkü deniz tabanına çakılan ayaklar üzerine kurularak yapılmış ve karaya 90 metre uzunluğunda bir köprüyle bağlanır ki, işte bu görünüm yüzen bir gemiyi çağrıştırır bize. Köşkün planlaması şöyle yapılmış: Kıyıya dik cepheye servis ve personel odaları, banyo ve tuvaletler yerleştirilmiş. Köşkün doğu cephesinde uzanan  koridorlarında ise; Atatürk’ümün çalışma odası, kütüphanesi, yatak odası, banyosu ve kabul salonu, kızı Ülkü’nün odası ve konuk odaları yer alıyor. İç dekorasyonundan tutunda, mobilyalarına varana kadar köşk; sade, modern, özgün ve mütevazi mimari çizgisi ile kendini size hayran bıraktıracak.

Aynı yılın Ağustos ayında tamamlanan köşkü Atatürk sadece dinlenmek için kullanmamış, aynı zamanda İstanbul’da kaldığı süre içinde devlet işlerini de buradan yönetmeyi tercih etmiş.  Köşkte zaman zaman siyasal ve bilimsel toplantılar düzenlemiş. Kimi zaman da yabancı önemli konuklarını bu köşkte ağırlamış. Atatürk’ümün kürek çekip gezdiği sandal da sergileniyor. Sandalın hikayesi beni benden aldı. Gözyaşlarına boğuldum yine. Merak etmeyin, yazımın devamında bahsedeceğim size de siz de ağlarsınız…

Gözlerim yaşlı yaşlı tekrar kütüphanesine yöneldim Atatürk’ümün. Azıcık daha orada durup inceleyip, odanın kokusunu soludum. Derin derin nefesaldım, yaşanmışlıklar gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı.  Geleceğe dair inancımı tazeledim, huzurla, güvenle, umutla dolu olarak çalışma odasına da bir daha girdim. Karatahtanın başında yapılan konuşmaları kulağıma küpe ettim. Tahtanın başındaki Atatürk’ümün sarıp sarmalayan, iyileştiren, huzur veren masmavi gözleri aklıma geldi. En sevdiğim deniz ve gök mavisini andıran, beni umutlandıran ah o masmavi gözleri.

Gözlerimin mavisine Atatürk’ümün masmavisini katıp, kendimi köşkün dışına atıverdim birden, gülümseyen masmavi bir gökyüzü karşıladı beni. Deniz bile başka bir maviyle bakıyordu bana. Masmaviyle kolkola girip bembeyaz kumlarda yürümeye başladım. Elbette ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarttım. Endişelenmeyin üşütmedim, mevsim kış olsa da pırıl pırıl güneşim yanımdaydı benim. Kahkahaların yükseldiği tarafa çevirdim başımı aman Allah’ım bir de ne göreyim. Atatürk’üm arkadaşları ile birlikte masmavi gökle masmavi denizin renklerinin birbirini tamamladığı Florya sahilde, köşkün inşaatı devam ederken, bir yandan da denizin tadını çıkar mıyorlar mı? Çocuklar gibi şenler. Keyiflerine ortak oldum. Şu koca dünyada artık yalnız hissetmiyordum kendimi.

Diğer yana bir dönerim ki, Atatürk’üm yazlarını geçirdiği Florya’daki Deniz Köşkü’nün önünde, o en sevdiği o en özel sandalının yanında durmuyor mu? Allahım ne güzel kareler bunlar rüyada gibiyim. Neden rüya olsun ki bitter, Atatürk’üm ölmedi yüreklerimizde yaşıyor diyorsun ya,  işte Atatürk’ün tam da istediğin gibi hep yanında ya, neden şaşırıyorsun ki?, tadını çıkar diyiveriyor içsesim.

Biz içsesimle konuşa konuşa köşkün etrafında dolanmaya devam ediyoruz. Tam da o sırada bir gazeteci ordusu görüyoruz. Peşlerinden bir koşturuyoruz ki ne görelim Cumhurbaşkanı Atatürk’üm şık krem takım elbisesi ve onu tamamlayan hasır şapkasıyla kumların üzerine çömelmiş, pırıl pırıl deniz suyuna dokunuyorken ona birbiri ardına patlayan flaşlar eşlik ediyor. Zarafetine ve yakışıklılığına bir kez daha aşık olmak içten bile değil.

Benim gibi denizi, maviyi, suyu çok seven Atatürk’üm, bu sevgisini ulusuna da aşılamaya çalışırmış. Baksanıza Florya’da bulunduğu fotoğraflarına ya denize giriyor halkıyla birlikte ya da sandalda kürek çekiyor. Deniz köşkünün sınırlarına girer girer girmez bir yaşanmışlık hissi sarıp sarmalıyor beni, kalbim kafesinden çıkmak isteyen bir kanarya gibi pır pır ediyor. Tarihi dokusuyla kendimi evimde gibi hissediyor ve çocukluğuma gidiyorum. Hatıralar canlanıyor gözlerimin önünde canım ailem ve özellikle canım anneannem ve de ilkokul öğretmenlerim geliyorlar yanıma, Atatürk’ümün sevgisinin mimarları onlar iyiki varlar, iyiki hep yanımdalar.

Birden özümü 1937 yılında Atatürk’ümün halk plajının hemen yanındaki  Florya Deniz Köşkü’nde sandal sefası yaptığı günde buluveriyorum. Bir Eylül akşamı, on arkadaş iki sandala binerek Florya’da geziyorlarmış. Bir ara deniz köşkünden bir sandalın kendilerine doğru geldiğini farketmişler. Herkes gürültüyü kesmiş. İşte tam da o sırada Atatürk’ümün gür, aynı zamanda sevecen sesi duyulmuş: “Çocuklar, eğlenceniz çok hoşuma gitti. Aranızda bulunmayı arzu ettim.”

Gençler bu ani ziyaretten son derece memnun ve heyecanlı derhal Atatürk’ümün bizzat kullandığı sandalı aralarına alıyorlar. Üç sandal mehtaba karşı yol alıyor. Atatürk’üm: Aferin çocuklar, Türk gençleri hem çalışmasını, hem eğlenmesini bilmelidir. Memleket sizindir. Çalışın ve eğlenin, diyor.

Gençler hep bir ağızdan bütün millet gibi kendilerinin de minnettar oldukları bu güzel vatanın güzelliklerinden O’nun sayesinde yararlandıklarını tekrar tekrar söyleyince, Atatürk’üm yine: Çocuklar diyor, ben bu inkılabı sizin babanızla, dayınızla, ananızla velhasıl bütün vatandaşlarımızla yaptım. Bu sizin hakkınız. Ancak görüyorum ki bana karşı güveniniz çok kuvvetli. Size bir soru soracağım:

Kabiliyetsiz bir milletin başında bulunsaydım, bu inkılabı yapabilir miydim? İçlerinden Sadi adında biri hemen cevaplıyor: Atam, diyor, sen kabiliyetsiz bir milletin başına gelmezdin. Çünkü, kabiliyetsiz milletten böyle şef çıkmaz! Atamız, heyecanla ayağa kalkarak bu gencin elini sıkıyor ve: Bunu söylemenizi bekliyordum, diyor.

Bıraksalar sonsuza kadar kalabileceğim bir yer Atatürk Deniz Köşkü ancak, köşkten çıkma vakti geldi çattı. Güneş batmaya hazırlanıyor. Hava nazlı nazlı kararmaya başlıyor. Gökyüzünde birbirinden güzel renkler birbiriyle dans ediyor. Denizde hafif bir esinti başlıyor. Dalgalar oynaşıyorlar. Kapıya doğru ilerlerken sık sık dönüp arkama bakıyorum. Dönüp bakıyorum. Dönüp bakmaya doyamıyorum. Beynim birbirinden güzel fotoğraf kareleri yakalayıp, patlatıyor flaşı, milyonlarca kare çekiyor. Çekiyor da çekiyor.

Müzenin giriş kulübesine doğru ilerken, bir de bakıyorum ki bir grup anasınıfı çocuğu atasını ziyarete hazırlanıyor. Onları görünce çok mutlu oluyor, onlarla gurur duyuyorum. Ancak, içimdeki çocuk gelgitler yaşıyor. Kah atasını ziyaret ettiği için çok mutlu, kah atasına kavuşup göremediği için üzgün, içine akıtıyor gözyaşlarını. Onu da teselli etmeye çalışıyorum. Ancak gözlerindeki yaşlara hakim olamadığını görüyorum kimi zaman. Baktım ki olacak gibi değil, minik kollarından tutuyorum ve hafifçe sarsıyorum: Bana bak kendine gel çocuk. Atatürk’ün ölmediki kalbinde yaşıyor ya güzelim. Düşüncelerinde yaşıyor ya güzelim. Ya onu hiç tanımamış olsaydın bir düşünsene. Asıl üzücü olan bu değil mi? Bırak sen değil de onu hala tanıyamayanlar, anlayamayanlar üzülsünler bitter.

Köşkü gezerken bugünkü yol arkadaşım Ayşegülüm’le zaman zaman gözgöze geliyoruz. Birbirimize bakıp ağlamamak için gözlerimizi kaçırıyoruz. Ne kadar iyi birşey yaptık bugün, tam da kasım ayında atamızı anmaya onun yaşadığı yerlere geldik der gibiyiz. Tek kelime edemiyoruz birbirimize ancak, gözlerimiz hep hep konuşuyor. Neler mi söylüyor:  Ne kadar bizden değil mi? İliklerimize kadar hissettiriyor bize bunu Atatürk’üm. Ve hep aramızdan hiç ayrılmamış gibi. Florya Deniz Köşkü Sahili’nde sanki bir yerlerden çıkıp gelecekmiş gibi. Babamız, kardeşimiz, dayımız, en sevdiğimiz arkadaşımız gibi onu da herkes gibi bir gün deniz banyosu yaparken görebileceğimiz gibi, sandalla denize açılmış kürek çekerken de görebilirdik bu sahilde yıllar önce yaşayabilmiş olsaydık.

İşte tam da bunun için siz de en kısa zamanda Florya Deniz Köşkü’nü gezmelisiniz sevgili okur. Hadi ne duruyorsunuz? Çıkın çıkın gidin ve gezin. Sanırım tam 5 uzun yıl oldu statlarda hep birlikte milli bayramlarımızı kutlamayalı. O birlik beraberlik hissini yaşamayalı, milletçe hep birlikte Atatürk’ümüzü anmayalı. Çocukluğumdan beri uyuyamadığım, sabahı sabah ettiğim bayram geceleri yok artık, fener alayları yok artık sizin anlayacağınız. Konuyu buraya nasıl getirdiğimi merak ettiniz siz biliyorum ama, bilmem, yazarken aklıma harika bir fikir geldi, sizinle paylaşayım istedim. Eminim aranızda bunu yapanlar vardır ama, milli bayramları statta kutlamayı o kadar özledim ki neden her bayramda farklı bir Atatürk evinde buluşmuyoruz ki biz diye hayal ettim. Ne dersiniz? Siz bu söylediklerimi düşünedurun ben müsaadenizi istiyorum. Beni özleyin…

 

 

By |2018-12-19T19:54:17+00:00Aralık 19th, 2018|Genel|Yorum yok