Yeni yılın ilk seyahatini nereye yapsam nereye yapsam diye düşünürken, İstanbul’un kollarında buluverdim kendimi. Nasıl da özlemişiz birbirimizi sımsıkı sarılmıştık. Koklaya koklaya öpüp hasret giderdikten sonra, kaldığımız yerden söyleşmeye başladık. Atatürk’ün direktifleriyle 1930’larda Fransız uzmanlar tarafından kurulmuş “Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’nda açılan harika sergiyi gezmelisin. Tophane-i Amire’den sonra Türkiye’nin en geniş alanına sahip sanat galerisi orası bitter dedi heyecanla.

Hakiki bir sergi gezmeyeli o kadar çok zaman olmuş ki, bu fikri çok sevdim. Ne de olsa kültür ve sanatın kalbinin attığı dünyalar güzeli şehri İstanbul’daydım. Sabah erkenden kalktım ve düştüm yola, yolculuğuma çılgınca yağan yağmur ve şehri karın yağışına hazırlayan, insanın ciğerine işleyen bir soğuk eşlik ediyordu. Sanat galerisinin açılış saatinde orada olmak, kalabalıklara kalmadan sakin kafayla, içime sindire sindire, tadına doya doya sergiyi gezmek istiyordum.

Mecidiyeköy’de metrobüsten indim ve tam tamına 9 dakika yürüme mesafesinden sonra Pilevneli Sanat Galerisi’nin önündeydim. İçeri girer girmez Marmara Denizi‘nin iniş çıkışlarını milyonlarca nokta ile bize anlatan, masmavi beyaz köpüklerden oluşan Refik Anadol’un Boğaziçi eseri ile Daniel Firman’ın tavana hortumundan asılı, adeta trapez yapan 7 metrelik devasa filinden gözlerimi alamadım. Diğer eserleri görüp görüp bu iki eserin önünde buldum kendimi.  Lakin daha fazla bu leziz sergiyi anlatmayayım size çünkü önce Pilevneli Sanat Galerisi’ne dönüşen Ali Sami Yen Stadı’nın hemen bitişiğindeki, likör fabrikasından bahsedeceğim.

Tekel’in ünlü likörleri üretilir

Mimarlık tarihinde, onu ünlü kılan anıtsal yapılar listesinde “1931 İstanbul-Mecidiyeköy Turkish Monopoly Liquer Factory” adıyla yer almanın yanısıra sadece Türkiye için değil, dünya sanat-mimarlık tarihi için de önemli bir eser bu fabrika binası. Fransız uzmanlar 1939 yılına kadar bu fabrikada çalışırlar. Tekel’in ünlü likörleri ve Fransız kanyağı ile rekabet eden kanyak üretirler. Fabrika kurulduğunda 48 dönüm arazisi varmış. 1940’lı yıllarda fabrika bahçesinde likör yapımında kullanılan adaçayı, nane, kekik gibi tonik nebatlar ile gül yetiştirildiğini yazar İstanbul Ansiklopedisi.  Mecidiyeköy Tekel Likör Fabrikası binası kadar ürünleriyle de meşhurmuş sizin anlayacağınız.

Dünyada meyveden likör üreten tek fabrika

Uzmanlara göre bu fabrika dünyada doğrudan meyveden likör üreten tek fabrika imiş. Çünkü diğer fabrikalar likörü meyve esansından üretirlermiş. Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nı özel kılan bir neden ise, taaa o zamanlarda var olan araştırma geliştirme bölümü sayesinde dış piyasada ilgi gören farklı ürünler üretebilme yetisine sahip olmasıymış. Kapanmadan önceki yıllarda Mecidiyeköy’deki bu fabrikada cin, kanyak, brandy, vermut, kınakına şarabı yanında, ahududu, kayısı, çilek, moka, acıbadem, limon, vişne, portakal, mandalina, turunçgil, bindallı, altın, kakao, beğendik, muz ve nane likörleri üretiliyormuş.

Mecidiyeköy Likör Fabrikası Cumhuriyetin ilk yapılarından

Nerden mi biliyorum tüm bunları. Yaklaşık 10 yıl önce ekonomist gazeteci yazar Güngör Uras’ın yazılarında okumuştum: “Mecidiyeköy Likör Fabrikası Cumhuriyetin ilk yapılarından biri olarak koruma altında idi. Arsasını işyeri ve konut yapmak için satın alan rantçılar bir günde binayı yerle bir etmişler. Bu bir cinayettir. Ne yazık ki cinayeti işleyenin vicdanı sızlamıyor. Cinayeti izleyenlerin sesi çıkmıyor.” diye bangır bangır yazmıştı. Nur içinde yatsın değerli yazar. Bu vesile ile de kendisini saygıyla anmak istiyorum. Endüstriyel miras kapsamında kültür varlığı olarak tescilli olan bir fabrikayı yıkmışız yani gözlerime inanamadım. Sözkonusu Atatürk ve eserleri olunca kulak kesilen ben bu yazıyı okuyunca kahrolmuştum.  Lakin siz de benim gibi üzülmeyin yıkmışız belki ama şimdi aslına uygun olarak tekrar inşa etmişiz her zamanki gibi. Enteresan bir akla sahibiz vesselam millet olarak, birçok önemli tarihi yapıyı yıkmışız yerine tıpkısının aynısını yaptığımızı iddia etmişiz. İşte sözün bittiği yer burası, yorum yapmak istiyorum. Yapamıyorum. Nasıl bir akılsızlık örneğidir demek istiyorum diyemiyorum, çünkü aldığım aile terbiyesi müsaade etmiyor.

 

Fabrika Pilevneli Sanat Galerisi’ne dönüşmüş

Fabrikaya gittim gezdim gördüm. O koca verimli arazi bir beton yığını olmuş. Asırlık ağaçların yerinde yeller esiyor. Her zaman yaptığımız gibi fabrikayı bezemişiz ama olsun yok olup gitmesinden, avm’ye dönüşmesinden iyidir diyoruz ve kendimizi mutlu hissediyoruz. Nasıl olsa gerçeklerin hayallerimizden iyi olma şansı yok… Her ne olursa olsun, sergiyi gezerken böylesine özel bir yapının yeniden canlandırılarak sanatsal bir değere dönüşmesi beni çok ama çok mutlu etti. İçimdeki küçük polyanna hemen harekete geçti. Çünkü her şeye rağmen sanatla hayata güzel bakılabileceğini görmek umutlarımı tazeliyor. Geleceğe heyecan duymama vesile oluyor. Murat Pilevneli’nin Mecidiyeköy Tekel Likör Fabrikası’nda açtığı sanat galerisi bu anlamda benim için çok önemli, takipçisi olacağım. Kendisine ve ekibine kucak dolusu sevgiler ve  teşekkürler. Geçmişimize ışık tutarak ruhumu doyuran, keyifli bir yolculuk yapmama sebep olan harika bir sergi organize ettikleri için.

İlk sergi 10 Sanatçı/ 10 Bireysel Pratik

Pilevneli Mecidiyeköy, “Fabrika’da 10 Sanatçı/ 10 Bireysel Pratik isimli ilk sergisini 11 Aralık’ta açmış, gecikmeli de olsa sergiyi gezdim. Hayran kaldım. Siz de gezmelisiniz, 27 Ocak’a kadar açık hala bir şansınız var. Sergide Refik Anadol, Hans Op De Beeck, Daniel Firman, Aril Levy, Tony Matelli, Ida Tursic&Wilfried Mille, Youssef Nabil, Şener Özmen, Jean Pigozzi ve Erdoğan Zümrütoğlu’nun birbirinden güzel eserleri yer alıyor. Kapıdan içeri girer girmez sizi, Tel Avivli sanatçı Arik Levy’nin tavandan aşağıya sallanan çarpıcı ışık heykeli karşılıyor. Aslında bu eser hem var hem yok gibi. Tıpkı zaman gibi, çok değerli görünüyor. Sanki bir zaman tüneline girmiş gibi hissettiriyor bana. Büyülenmiş gibiyim.

Sergiyi gezerken Arik Levy’nin başka bir bölümde bulunan dikenli tellerden oluşan duvar heykellerine de bayıldım. Siyah ve beyaz zeminde ayrı ayrı yapılmış, kalp heykelleri beni benden aldı ve bambaşka dünyalara götürdü. Bana Bedri Rahmi Eyüpoğlu dizelerini hatırlattı: “Simsiyah bembeyaz bomboşum, ister siyah tebeşirle çiz, ister beyaz tebeşirle… Nafile…”

Müze gibi fabrika binası

Geniş, aydınlık, estetik yapısı, merdivenleri, trabzanları, eskitilmiş karo yerleri ile bana kendimi küçük bir müzede geziyormuşum gibi hissettirdi bana fabrika binası. Sanki kapılardan birinin ardından Atatürk’üm çıkıp gelecekmiş gibiydi. Bekledim bakındım ama göremedim. Olsun bedeniyle olamasa da fikirleriyle, düşünceleriyle, ruhuyla her daim yanımda hissediyorum ki Atatürk’ümü dedim ve sergiyi gezmeye devam ettim.

Hans Op de Beeck’in “Timo, Brian ve Kiraz Ağacı” başlıklı sunumunda yer alan heykeller adeta bana hayatın anlamını bir kez daha sorgulattı. Nefis bir kiraz ağacının gölgesinde oturan masum Timo ile birlikte oturup çocukluğuma döndüm, birlikte misket oynadık. Oturduğum yerden kalkıp kafamı çevirdiğimde Daniel Firman’ın yerçekimi kavramını yerle bir ettiği eseri, hortumundan tavana asılı kara hayvanlarının en büyüğü Afrika Fili namı-diğer Loxodonta ile gözgöze geldik.

Barış ve sevgi dolu bakışlarından öyle etkilendim ki, salonun her açısından dönüp dönüp file bir göz attım. Halinden o kadar memnundu ki, bilgelik ve sabır dolu gülümseyişini kalbime kazıdım ve yoluma devam ettim.

Yine Daniel Firman’ın “İmkansızı Yakalamak” isimli heykeleri de muhteşemdi. Gerçekleşmesi imkansız insan ilişkilerini  konu alan koreografik  heykeller, bedenin ve ruhun dengesinin nasıl kurulacağına dair mesajlar veriyordu bence, tabi anlayana…

Galeride özel turlar

Ruhumda iz bırakan eserleri bir çırpıda sizinle paylaşmaya çalıştım sevgili okur. Seviyorum galerideki eserleri hayal gücümle yorumlamayı. Ancak, serginin açılış günü de bulunmuş olsaydım  profesyonel yorumlara da kulak misafiri olabilirdim dedim kendi kendime. Meğer Pilevneli Mecidiyeköy Sanat Galerisi’nde özel turlarda varmış. Dileyen sanatseverler 0 212 259 03 94 nolu telefondan randevu alıp, sergiyi, sanatçı ve eserler hakkında detaylı bilgi alabilecekleri anlatım eşliğinde de gezebiliyorlarmış. Aklınızda bulunsun. Deneyimleyebilirsiniz kimbilir belki neden olmasın.

Sanatın enerji dolu atmosferinden ayrılmadan önce öğrendim ki, Şubat ayında Genç Cumhuriyetin Cesur Hamlesi olarak Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası ve daha fazlasını anlatan Kent Hafızası Bağlamında Vıkvıklanmalar isimli yepyeni bir projeyle sanatseverlerin karşısında olacak Pilevneli Mecidiyeköy Sanat Galerisi. 12 Şubat’ta açılacak yeni sergi sadece bununla sınırlı da değil. Aynı gün, 1950’lerden bugüne Türkiye Çağdaş Sanatı’ndan kağıt üzerine işlere odaklanan 100’den fazla sanatçının kağıt işlerinden oluşan bir seçkiyi de “Kağıt” isimli proje olarak deneyimleyebilirsiniz. Görmenin, duymanın, düşünmenin ve düşlemenin yepyeni boyutlar kazanacağı yeni sergide buluşmak dileğiyle beni özleyin.