Güneşin doğduğu topraklar Anadolu’nun çağrısına kulak verdim ve çocukluğumdan beri içinde yaşamayı hayal ettiğim yamaç evlerini görmek üzere yola çıktım.  Heyecanlıydım, çünkü Cumhuriyetin temellerinin atıldığı şehire gidiyordum hem de geçtiğimiz Eylül ayında. Nasıl da güzel bir doğumgünü armağanıydı bu seyahat bana hayatın sunduğu. Bugünün gerçekleşen özel projesi Paşabahçe Yamaç Evleri ile geçmişin hatıraları ve mirasını aynı zaman diliminde görebilecek, gelecekte bizi nasıl bir şehrin beklediğini tahmin edecektim. Eğer siz de merak ediyorsanız, düşün peşime tarih ve kültür şehri Sivas’a gidiyoruz.

Sabiha Gökçen’den havalanan uçağımız tam bir saat 15 dakika sonra Nuri Demirağ Havaalanı’na indi. Ve işte günlerdir hayal ettiğim Sivas’tayım. Beni neler bekliyor acaba? İyi de havaalanına ismini veren Nuri Demirağ da kimdi? Nereden hatırlıyorum bu ismi ben? Nereden olacak Türkiye’de Havacılık Sanayi’nin önderi Nuri Demirağ, 1936’da ilk Türk uçağını seri üreten isim. Çok partili rejimdeki ilk muhalefet partisini kuran kişi Nuri Demirağ. Ankara’nın doğusuna ilk demiryolunu yapan da Nuri Demirağ.

İlk yerli paraşütü, Bursa’da Sümerbank’ın Merinos Fabrikası’nı, Karabük’e demir çelik farikasını, İzmit’e selüloz fabrikasını, Sivas’a çimento fabrikasını kuran isim de Nuri Demirağ. Türkiye’nin sanayi kalkınmasında büyük işlere imza atmış bir isim Sivas Divriğili Nuri Demirağ’ın hayat hikayesi ilginç, o başka bir yazımızın konusu olsun da gelin biz artık havaalanından çıkalım mihmandarım Emre Bey’i daha fazla bekletmeyelim. Türkiye’nin en uzun pistine sahip olan Sivas Nuri Demirağ Havaalanı’nda mihmandarım Emre Bey karşılıyor beni, şoförümüz Muhsin Bey arabaya buyur ediyor bizleri. 30 kilometrelik bir mesafemiz var şehir merkezine gitmek için, yola koyuluyoruz.

Sivas gönlümü fethediyor

Anadolu’nun zengin tarihi mirasına gözü gibi sahip çıkmış, açık hava müzesi gibi görkemli bir kent buyur ediyor bizi. Ferah ferah caddeleri, geniş mi geniş yolları, Mengücek Gazi misali, çok akıllı, ileri görüşlü, cesur, tedbirli, adil, dürüst, espritüel ve misafirperver Anadolu insanı ile gönlümü fethediyor daha ilk günden Sivas. Orada olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Ağlarını ilmek ilmek ören kadere teşekkürlerimi sunuyor, yolculuğuma devam ediyorum. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait farklı mimarileri barındıran tarihi kent meydanı, camileri, medreseleri, türbeleri, kiliseleri, kaleleri, köprüleri, hanları, hamamları, kaplıcaları, müzeleri, resmi tarihi binaları, konakları, aşıkları, el sanatları, kangal köpeği, muhteşem doğası, temiz havası, leziz yemekleri ile Anadolu’nun kültür şehri Sivas’ı size bir bir anlatacağım.

Alimler şehri Sivas

Selçuklular devrinde Da’rül-ala: Güzellikler Şehri namı-diğer Darül-ulema Alimler Şehri olarak da anılan Sivas, Selçuklu Devleti’nin başkenti. Zamanının bilim ve ticaret merkezi olan Sivas, Osmanlı Devleti’nin hatırı sayılır eyaletlerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerinin atıldığı şehir Sivas, 4-11 Eylül tarihleri arasında yapılan Sivas Kongresi ve sonrasında Atatürk‘üme ve beraberindeki değerli ekibe tam 108 gün ev sahipliği yapmış. Cumhuriyete tüm kalbiyle inanmış, iklimi sert, insanı mert memleket Sivas. Tadının damağımda kaldığı aşıklar şehri Sivas. Pir Sultan Abdal, Suzi, Aşık Veysel, Zaralı Halil Söyler gibi birçok aşığın diyarı Sivas. Müziğini dünyaya tanıtmak için yola çıkan Sivas UNESCO tarafından kabul edildi üstelik, bence bu harika haber. Projede emeği geçen Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın ve değerli ekibine başarılar. Paris’te yolları açık ve aydınlıklar içinde olsun.

Vefanın diğer adı Sivas

Aklınızı karıştırmış olabilirim ama, Sivas öyle özel bir Anadolu şehri ki, nasıl anlatayım bilemedim. Kalemim benden bağımsız yazıyor da yazıyor. Havaalanından şehir merkezine doğru yol alırken, Sivas eski Milletvekili merhum Muhsin Yazıcıoğlu parkı dikkatimi çekiyor. Sivas vefanın bir diğer adı belkide kimbilir. Şimdi de bu sene faaliyete geçen Türkiye’nin ilk ekolojik stadyumu olan 25 bin kişilik 4 Eylül Stadyumu’nun önünden geçiyoruz.  Yani bu stadyum cephelerindeki güneş panelleri sayesinde kendi enerjisini karşılayabilecek, yağmur ve kar suyunun toplanmasına yönelik sistemleriyle, sürdürülebilir bir yapı örneği. Bu arada Süper Lig’de yer alan Sivasspor’a başarılar dilemeden geçemeyeceğim.

Stadyumun ardından okullar bölgesi gözüme çarpıyor. Mihmandarım açıklıyor: 7 okul, 2 pansiyon ve toplamda 4 bin 500 öğrencinin eğitim gördüğü Türkiye’nin en modern okul kampüslerinden birisi bizim okullar bölgemiz. Ardından Hilton in Garden Sivas Oteli görüyorum, sanırım ilin ilk büyük otellerinden biri kendileri. Işıl ışıl gözümü kamaştırıyor. Turizme açık, gerekli tüm hazırlıklarını tamamlama yolunda ciddi hamleler yapan Sivas, diğer büyük otel zincirlerinin de illerine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor bilginize sevgili okur.

Sivas Paşabahçe Yamaç Evleri’nin önündeyim

Yolun nasıl geçtiğini anlayamadan bir de bakıyorum, Sivas Belediyesi tarafından hayata geçirilen Paşabahçe Yamaç Evleri’nin önündeyim. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum dağ yamaçlarına özenle inşa edilmiş evlerin önünden geçip, kütük eve kahvaltıya gidiyoruz. Bir kuş sütü eksik derler ya bizim Anadolu kahvaltısı da o misal, önce gözümüzü doyuruyor, sonra midemizi… İlk kez ördek yumurtası yiyorum. Yanında da taze sağılmış enfes bir bardak süt. Dalından koparılmış armudun da tadı hala damağımda. Bizim oraların tabiriyle iyisi mi yediğim içtiğim benim olsun, ben size gezdiğim yerleri anlatayım.

Sivas’ı sadece türküleriyle tanımış olanlar, benim gibi oraya yaptıkları ilk yolculuklarında, ilk etapta etrafı koca dağlarla çevrili, uzun ince yolları olan bir Anadolu şehri olarak canlandırabilirler gözlerinde şehri. Ancak, Sivas şehir merkezine geldiğinizde dağlardan çok tepeler karşılar sizi. Yüksek bir platoda, sarı bozkırı çevreleyen bu tepeler kuşatılmış hissi verse de, şehir merkezindeki tarihi dokunun oluşturduğu derinlik içinde bambaşka zamanlara yolculuğunuz başlar.

Cumhuriyetimizin temelleri Sivas’ta atıldı

4 Eylül 1919’da Cumhuriyet’in temellerinin atılışına tanıklık eden Kongre Binası, bir yanına valiliği diğer yanına jandarma namı diğer kolordunun tarihi binalarını almış, bir elmas gibi parıldar ve gözlerinizin kamaşmasına vesile olur. Çünkü Cumhuriyetimizin temelleri bu binada atılmıştır. Şöyle bir etrafınıza baktığınızda, bu ihtişamlı binanın içinde Buruciye Medresesi, Şifahane, Çifte Minareli Medrese, Kale Camii’nin ve Kale Hamam kalıntılarının bulunduğu Selçuklu Parkı’nı öyle güzel çevrelediğini görürsünüz.

Özellikle Sivas şehir meydanının genişliği insanın içine ferahlık salan, çizgilerle yönetilen tertemiz caddeleri ruhunuzu okşarken,  Anadolu Selçukluları, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihimizi aynı panaromada görmemize olanak sağlar. Açıkçası, böylesi özel tarihi yapıları özel bir bütünlük içinde görebileceğimiz ender Anadolu şehirlerinden biridir Sivas. Eğer siz de benim gibi tarihin izini sürmeyi seviyorsanız, Sivas şehir merkezindeki tarihi eserleri gezerken nasıl bir haz alacağınızı size anlatamam, çünkü kelimeler yetmez, görmeniz lazım.

Sivas’ta Pizza Kulesi’ne rakip Ulu Cami’yi görün

Kent meydanındaki Şifaiye Medresesi, hem Selçuklu mimarisi hakkında fikir sahibi olmak hem de hediyelik eşya almak için ideal bir mekan, demedi demeyin. Minaresinin eğikliğiyle Pisa Kulesi’ne adeta nazire yapan 800 yıllık Ulu Cami, adını mavi çinilerinden alan ve bir o kadar yaşlı Gök Medrese, 400 yılı geride bırakmış Behram Paşa Hanı, Taşhan, Paşa Cami, ve nice hanlar, konaklar, camiler… Üstelik tüm bu eserler ve daha fazlası birbirlerine 5-10 dakikalık yürüyüş mesafesinde ve Türk Beylikleri, Selçuklu, Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi yapılarına ilgi duyan tarih meraklılarını bekliyor.

Sivas’ta gezebileceğiniz yerler sadece tarihi eserlerle sınırlı değil elbette. Meşhur Kızılırmak üzerindeki Eğri Köprü’nün şehir merkezine uzaklığı sadece 4 km. Bağdat’tan Samsun’a uzanan eski Kervan Yolu güzergahında yer alan Eğri Köprü, neredeyse 1000 yıldır Kızılırmak’ın iki kıyısını birbirine bağlıyor. Geçmişte Baharat Yolu’nun geçtiği bu etkileyici köprüden, Sivas-Erzincan sınırındaki Kızıldağ’dan doğan Kızılırmak’ın kiremit rengini andıran sularını seyre dalabilirsiniz. Özellikle sabahın erken saatlerinde köprüde olmayı başarırsanız çeşit çeşit su kuşlarını da görme imkanına sahip olabilirsiniz, haberiniz olsun.

Destansı güzellik Mengücek Şehri Divriği 

Sivas’a öyle günübirlik gelip de akşama hemen dönmeyi sakın aklınızdan bile geçirmeyin. Buralara kadar gelmişken “Mengücek Şehri” Divriği’ye bir gününüzü ayırmalısınız. 20. yüzyılın şehirleşme hengamesinden etkilenmemeyi büyük ölçüde başarabilmiş ender yerlerden biri olan Divriği, tarihi dokusu, göz alıcı doğası, kimisinde konaklama imkanı da bulabileceğiniz konakları ve leziz pilavıyla dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerini büyük bir konukseverlikle ağırlıyor, hayran kalacaksınız. Divriği demişken Divriği Külliyesi’nden bahsetmemek olmaz. UNESCO tarafından belirlenen “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne (1985) Türkiye’den dahil edilen ilk mimari yapı olan Divriği Külliyesi içindeki Ulu Cami’nin güzellliğini duymayanınız yoktur herhalde. Mengücek şaheseri Ulu Cami’nin kapısının destansı güzelliğini görünce hayran olmamak içten bile değil.

13. yüzyılda Mengücekoğlu Beyi Ahmed Şah’la eşi Turan Melek’in Divriği’de inşa ettirdikleri cami ve şifahane, döneminin sanat anlayışına ilişkin önyargıları kıran özgünlüğü, çağları aşan olağanüstü taş ustalığı benzersiz niteliği ile Selçuklu sanatına ve felsefesine hayran bıraktırıyor sizi. Hemen yeniden tarih bilgilerinize dönüp Selçuklular’ı araştırasınız geliyor. Dedim ya gönül rahatlığıyla Divriği’ye bir tam gün ayırıp bu özel tarihin izini sürmelisiniz. Sivas Divriği Arası 144 kilometre. Mesafe ilk bakışta gözünüzü korkutacak ama, ister araba ile isterseniz de her gün seferleri olan son derece konforlu trenle seyahat ederken sarp dağlar arasından geçip Divriği’ye gitmek ve giderken de doğaya hayran olup hayallerinizi tazelemek şansına erişeceksiniz demedi demeyin.

Sivas Yaratıcı Şehirler Ağı’nda

Bu anlattıklarıma bakıp da Sivas’ın sadece tarih meraklılarına hitap eden bir şehir olduğunu sanmayın. Aslına bakarsanız Sivas’ı Sivas yapan şey özünde bu enfes Anadolu toprağının yetiştirdiği insanlarının ürettiği söz ve ezgileriyle enfes bir kültürel mirasa sahip olmasıdır. Orta Asya sözlü geleneğinin Anadolu’nun kadim halk kültürü ile harmanlanmasıyla oluşmuş, sırtını yüzlerce yılın birikimine dayamış bu köklü mirasla Sivas, UNESCO’nun “Yaratıcı Şehirler Ağı’na katılmaya hazırlanıyor. Eğer kabul edilirse listeye, gastronomi dalında girmeyi başarmış olan Gaziantep’ten sonra, ikinci olarak giren şehrimiz olacak kendileri.

Gerçi ister UNESCO tarafından kabul edilsin isterse de edilmesin hiç fark etmez,  Sivas’ımız sözlü kültürü ve müziği ile türküseverlerin gönül tahtında birinci sırada oturmaya devam edecek şehrimiz. Çünkü Sivaslılar o muhteşem topraklarında şiir ekmekten, türkü biçmekten hiç vazgeçmeyecek kanımca. UNESCO’ya yapılan başvurusunda, bilinen 500’den fazla aşık ve ozan yetiştirmiş bir şehir Sivas. Bu başvuruyla yeniden bir farkındalık yaratttığı aşikar. Kentte dolaşırken sırtlarında bağlamalarıyla dolaşan aşıklara rastlamasanızda, siz tedbiri elden bırakmayın ve yöreye ait ezgileri içeren müzikçalarınızı o topraklardayken dinlemenin keyfine varmayı sakın olaki unutmayın.

Sivas Şarkışla’da Aşık Veysel’in köyünden etkilendim

Bir de bakmışsınız ki bozkırı, tepeleri, Kızılırmak’ı seyrederek dinlediğiniz türkülerin ruhunu içinizde hissetmişsiniz. İşte tam da bu nokta da hele de benim gibi Türk Halk Müziği’ne ilginiz biraz fazlaysa, kendinizi aşıkların yaşadığı köylerin yollarında buluverirsiniz illaki. Zira ben kendimi bir anda Aşık Veysel’in köyüne giderken buldum. Siz de gitmelisiniz. Yazılarımı takip edenler bilir Sivas Şarkışla’da Aşık Veysel’in köyünden o kadar etkilenmiştim ki oraya özel bir yazı yazmıştım. Çünkü köyde harika bir gün geçirdim. Oradaki güzel insanlardan Aşık Veysel hakkında birbirinden güzel öyküler dinledim. Onun soyundan kişilerle tanıştım. Uzaktan da olsa kabrini görme imkanı buldum. İşte tüm bu yaşadıklarım aslında Aşık Veysel Müzesi’nde kendime yolculuğum olmuştu benim. Darısı başınıza sevgili okur.

Şimdi sizin, iyi gezdin sevgili bitter peki yöreye ait neler yedin biraz da onlardan bahsetsene dediğinizi duyar gibiyim. Pekala şimdi de gelelim Sivas’ta neler yiyeceğimize… Sivas mutfağını ağırlıklı olarak et, hamur ve bulgur oluşturuyor. Sivas köftesi ve döner, kırmızı et sevenler için paha biçilemez lezzette bilginiz olsun. Etin yanında biraz da bulgur olsun diyorsanız, kesinlikle Sivas’a has içli köfteyi de tatmayı unutmasın.Yok ben hamur işini tercih ederim diyorsanız, etli ekmek ve hıngel kesinlikle denemeye değer Sivas yemekleri arasında diyebilirim. Sebze sevenler sizleri tabiki unutmadım. Sivaslılar için yemeğin hası, adına türküler yakılmış madımak yiyebilirsiniz.

Sizin anlayacağınız Sivas’ta yok yok. tarih var, lezzet var, sazlı sözlü eşsiz bir kültürel birikim var, misafirperverlik derseniz o zaten vazgeçilmezleri. Eksik olan ne derseniz? O da sizlersiniz. En fazla göç veren yerlerden biri olan bu güzelim memleket hatırlanmayı ve ziyaret edilmeyi sabırsızlıkla bekliyor. Sivaslı tüm dostlarıma selam olsun. Mihmandarım Emre Bey’e çektiği birbirinden güzel fotoğraflar için, Muhsin Bey’e de değerli rehberlikleri için ayrıca çok çok teşekkür eder, selamlarımı sunarım. Beni özleyin sevgili okur…