Dünyanın antik döneminin 7 harikasının 3’ü bizim ülkemizde siz hangisini gördünüz? Birincisi Babil’in Asma Bahçeleri ki biz bunun henüz nerede olduğuna tam karar veremedik bence, ancak inanıyorum ki bir gün gerekli ve yeterli kanıtları topraklarımızda bulacağız.  İkincisi İzmir Efes’te bulunan Artemis Tapınağı ki bu bir başka yazımın konusu olsun. Gelin biz bugün Bodrum’da bulunan Halikarnas Mozolesi’ni gezelim birlikte.

Tarih okuma zevk ve alışkanlığını nice nice kuşaklara aşılamakta usta Tarihin Babası Heredot’un memleketi Bodrum’dayım. Yokuşbaşına geldiğinde Bodrum’u göreceksin, sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler, akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler” diyen Bodrum sevdalısı Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı aklıma geliyor. Evet bu ilk gelişim Bodrum’a ve gerçekten de dediği gibi oluyor, deneyimlediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Bir daha eskisi gibi gelemiyorum Bodrum’a, adeta kelebek gibi pır pır ederek o eşsiz mavinin peşinden huzura koşuyor yüreğim. Hislerimi tarif etmekte zorlanıyorum, yaşamalısınız siz de sevgili okur.

Dünyanın ilk turisti Heredot Bodrumlu

Herkes onu çok yönlü kişiliği, masalcılığı, öykücülüğü, tarihçiliği ile anlatmış. Ancak, Heredot’un tüm bunları yaparken Anadolu’nun yorumsuz gezicisi, dünyanın ilk büyük turisti olduğuna bir tek Halikarnas Balıkçısı değinmiş. Heredot Tarihi isimli kitaba yazdığı önsözünde bakın neler anlatmış Halikarnas Balıkçısı: “Onu Tarih babası olarak bilenler, bu turist iddiasını belki bir skandal sayarlar. Ama Heredot’un gezilerini anlatan kitabına koyduğu “historie” sözünün, yani inceleme ve araştırma adının “tarih” anlamında alınmasına “tarih babası”nın hiç suçu yoktur. Bugün Anadolu’da enine boyuna gidip gelen otobüsler, trenler, vapurlar, uçaklar,  olduğu halde gene de Anadolu’da seyahatten yakınılır durur. Ama düşünülsün ki iki bin dört yüz kırk altı yıl önce bu araçların hiçbiri de yoktu. O çağda Anadolu’da Heredot gibi çıldırasıya sevinerek seyahat edebilmek için insanda, aşk derecesine varmış bir görme ve öğrenme merakı olması gerek. Elverir ki yeni yerler görsün, yeni kişiler tanısın, Heredot’un karşılaşmaya razı olmayacağı sıkıntı ve zorluk yoktu.” Tüm kalbimle katılıyorum Halikarnas Balıkçısı’na. Özellikle bu teknoloji çağında, gidip kendi gözleriyle görmek varken, elindeki telefonu aracılığıyla her yeri gezdiğini düşünen üşengeçlere ithaf ediyorum bu yazımı…

Şöyle bir düşünsenize Heredot o şartlarda nereleri nereleri gezmiş: Hemen hemen tüm İran’ı gezmiş, Mısır’a gidip ta  Asuan’a varmış, Libya’ya uğramış, Babil namıdiğer Babylon’da taban tepmiş, Susa-Elam antik kenti dememiş, Frigya’yı dolaşmış, Çanakkale ile Bizans’ı gezmiş, Trakya ile Makedonya’ya uğramış, hem denizden, hem karadan İskit ellerini, Tuna boyunu dolaşmış, sonra Karadeniz’e kıvrılmış, ta Don havzasına dek. Herhalde Marko Polo’yu bile Tatar ağası gibi yaya bırakırdı. Bu can, Halikarnasoslu insan, adamakıllı yaşlanıp, cepte para pul kalmayınca, şapa oturmadı, oturup kitabını yazdı. Asya’dan Afrika’ya uzanan büyük bir alanı hiç durmadan gezmiş, incelemiş, değerlendirmiş, birçok kentte birçok kişi ile konuşmuş, görüşmüş.  Bütün bu topladığı özleri de ünlü “Tarih”inde dile getirmiş, der Heredot için Halikarnas Balıkçısı.

Halikarnas Mozolesi Bodrum’un denize hakim bir tepesine yapılmış

İzmit’te yaşarken hep merak etmişimdir bizler dört duvar arasına sıkışmış bir hayat yaşarken, neden ölülerimizi denize nazır bir yerde toprağa vermişiz. Nasıl bir yaman çelişkidir bu çözemedim. Bir fikri olan lütfen beni aydınlatsın. Bu özel bilgiyi sizinle paylaştıktan sonra, mozole namıdiğer büyük, etkileyici, gösterişli anıt mezarla ilgili okuduğum bilgileri, gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatayım. Mozole sözcüğü, Güneybatı Anadolu’daki Karia adı verilen bölgenin Valisi Mausolos’un adından türemiş ve kendinden sonra gelen aynı stildeki tüm yapıların da isim babası olmuş. Halikarnas Mozolesi, o zamanki adı Halikarnassos olan Bodrum’un denize hakim bir tepesine yapılmış.

45 metre yüksekliğe, 30 metre genişliğe ve 25 metre uzunluğa sahip olan bu mozolenin tepesinde zaferi simgeleyen dört atlı bir savaş arabası ve arabanın üzerinde de Kral Mausollos ve karısının heykelleri yer almaktaymış. Fakat bugün Halikarnas Mozolesi’ni bulunduğu alanı gezdiğinizde bu yapıyı göremiyorsunuz. Çünkü rivayet o ki, Haçlı Seferleri sırasında kuşatmacılar tarafından Bodrum Kalesi yapılması için bütün taşların kullanıldığı antik yazarlar tarafından dile getirilmiş. Ancak son 5 yıldır 2 kez Bodrum’a gitsem de bir türlü Bodrum Kalesi’ni gezemedim. Zira hep bir tadilat olduğu söylendi. Göremediğim için yorum yapamıyorum.

Açıkhava müzesi gibi mozole alanı

Kolonlarıyla Yunan, piramit çatısı ile de Mısır mimarisinden izler barındıran anıt mezarın fotoğraflarını görünce büyülenmemek mümkün değil. Bodrum Tepecik Mahallesi’nde bir ara sokakta dünyanın yedi harikasından biri olan bu eşsiz yapıya ait kalıntıları görme şansına erişebilirsiniz. Öyle yurtdışlarına kadar gitmenize gerek yok, 20 TL gibi cüzi bir müze gezim bedeli ödeyerek bu şerefe nail olabilirsiniz. Mozole alanını bugün açıkhava müzesi gibi gezmek mümkün. İçeri girdiğinizde solda bir eski Bodrum evi göreceksiniz. Bu evin içinde mozoleye ait kabartmaları, mozolenin maketini, bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergileniyor. Ancak makete bakıp aldanmayın, tepede değil, bugünkü konumuyla kendinizi bir çukurun içinde geziyormuş gibi hissedeceksiniz. Neden bir çukurda gezdiğinizi anlamak için ilk önce kapalı sergi salonunu gezmenizi tavsiye ederim.

Antik yazarların anlattığına göre,  Halikanassos’un başkent olması ve büyümesi Mausolos döneminde gerçekleşmiş. Sanat sevdalısı olan Mausolos surlarla çevirdiği kenti Helen gelenekleriyle donatmış, müthiş bir şehir imar ettirmiş. Kilometrelerce uzunlukta şehir duvarları, tiyatrolar, anıtlar ve heykellerle donatılan şehir, kültürel, maddi ve politik olarak tarihin en güçlü zamanlarını yaşamış. Şehrine güzellikler katmayı çok seven Karia Valisi Mausolos zamanında muhtemelen MÖ 355’te eserin yapımına başlanmasını sağlamış. Onun ölümünden sonra karısı aynı zamanda kızkardeşi Artemeisia anıtın yapımını sürdürmüş, onun ölümünden sonra da Mausolos’un diğer kardeşleri inşaata devam etmişler. İnşaatın dönemin savaşları ve valilik mücadeleleri nedeniyle yarım bırakılmış olduğu da söylenir. Mozolenin yapımında MÖ 4. yüzyılın en önemli 4 heykeltıraşı görev almış. Mozole dört bölümden oluşuyormuş. En altta yüksek bir podyum, onun üzerinde 36 ion sütunlu tapınak bölümü, onun da üzerinde 24 basamaklı piramit şekilli bir çatı ile en tepede dört atın çektiği araba içinde Karia Valisi Mausolos ve kızkardeşi Artemisia’nın heykelleri yer alırmış. Anıtın yüksekliğinin 55 metre, yani yirmi katlı bir apartman yüksekliği kadar olduğu söylenir ki, sergi salonundaki makette de bu ölçü esas alınmış.

Mozolenin taşlarını sökerek Bodrum Kalesi’ni yapmışlar

Halikarnas Mozolesi, zamanında günümüzde çukur olarak görülen yerden yükseliyormuş. Anıtın 1500 yıl ayakta kaldığı ve bir deprem sonucunda yıkıldığı sanılıyor. 1402’de Saint Jean Şövalyeleri Bodrum’a geldiklerinde anıtı yıkık olarak görmüşler. Hatta anıtın yıkıldığı alanı taş ocağı olarak kullanıp, tüm taşları sökerek Bodrum Kalesi’ni yapmışlar. Çukurun en derin yerinde bulunan asıl mezar odası o çağda şövalyeler tarafından bulunamadığı için, yok olmaktan kurtulmuş. Bodrum’a hala gitmediyseniz özellikle bu dünyanın yedi harikasından biri olan mozoleyi görmek için de olsa gitmelisiniz. Mozole Bodrum Limanı’na çok yakın. Eğer limandaysanız hiç üşenmeyin, Saray Sokak’tan 200 metre yürüyün. Yok eğer Turgut Reis Caddesi üzerindeyseniz de Bodrum Kalesi yönünde ilerlediğinizde sağ tarafınızda müzenin girişini göreceksiniz.

1970’lerden beri Bodrum’da  arkeolojik çalışmalar yürüten Danimarkalı Arkeolog Prof. Dr. Poul Pedersen, Halikarnassos antik kentinin, bugün modern Bodrum kentinin altında gömülü olduğunu yazar makalelerinde ve ekler: Antik kentin duvarlarının büyük parçaları günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca antik kentin dikdörtgen biçimli sokak plan şeması, bugün modern Bodrum sokaklarında hala kendini göstermektedir. Konu hakkında detayları merak edenler Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin 59. sayısından ulaşabilirler.

1856-1857 yıllarında İngiliz Araştırmacı Charles Thomas Newton, kazı sırasında bulduğu kabartmaları, Mausolos ve Artemisia’nın heykellerini, dört atlı arabanın parçalarını British Museum’a götürmüş. Ne hakla götürmüş, neden götürmesine izin verilmiş bilemiyorum. Ancak, inanın bu bilgileri öğrenince sahip çıkamadığımız için kahroluyorum. Daha önce ülkemizde bulunan İngiliz Büyükelçisi 1846 yılında Padişah Abdülmecit’ten aldığı izinle Bodrum Kalesi’nin duvarlarında görülen Mausoleion kabartmalarını Londra’ya götürmüş. İzinle götürmüş nasıl gülünç geliyor bana bir bilseniz. Sakın atalarımız kendi çıkarları uğruna satmış olmasınlar tıpkı bugün bizi yöneten yarım akıllılar gibi diyesim geliyor. Ama diyemiyorum. Neden mi diyemiyorum, tabiki geçmişime olan saygımdan neden olacak. Bize kala kala size bahsettiğim kapalı sergi salonunda geçen yüzyıl buradan götürülen kabartmaların alçı kopyaları kalmış.

Şaka gibi ama gerçek, ancak sanmayalım ki bu yapılan üst düzey kaçakçılık bitmiş. Bugünün siyasetçileri de malesef atalarımızın kaldığı yerden devam ediyorlar. Peki ne zamana kadar devam edecek bu soygun ben size söyleyeyim. Biz tarihimize sahip çıkana kadar devam edecek. Ne yazık ki, 2019 yılını yaşasak da bu bilinci hala oluşturabildiğimizi söyleyemeyeceğim. Ne yazık ki… Bu bizim bildiklerimiz. Ya peki bilmediklerimiz ne olacak? Kimbilir daha kimler gelmiş ve kimler kazıp bulup götürmüş topraklarımızdan tarihi eserlerimizi kimler. Diyorum demesine ama, ümitsiz de değilim. Elbet birgün, bugün olmasa da yarın, kimbilir belki de yarından da yakın öğreneceğiz değerlerimize sahip çıkmayı, dilerim güzellikle öğreniriz. Tarih acı tecrübeler yaşatmaz bize.

Halikarnas Balıkçısı’nın çıktığı Mavi Yolculukların izinde

Dedim ya dünyada tarih Bodrum’la başlamış. Çünkü tarihin babası Heredot Bodrum doğumlu. Bodrum da tarih boyunca yüzünü denize dönmüş. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Bodrum, tarihin ilk kadın Amirali Artemisia’nın yetiştiği memleket. Bugün bile görünce aklımı başımdan almaya talip sürgün yeri Bodrum’un 1945’li yıllardaki hallerini hayal ediyorum, akıllara zarar bir güzellikte olduğuna eminim. Bu da nerden çıktı demeyin. Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün isimli kitabını okuyorum da oradan biliyorum. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı o yıllarda Bodrum’a sürgün gönderilmiş. Neden gönderilmiş, orada neler yapmış başka yazımızın konusu olsun, siz merak ededurun. Ben de Halikarnas Balıkçısı’nın çıktığı Mavi Yolculukların izini süreyim. Özgürlüğü, başkaldırıyı, kayıpları, kederleri, bunalımları, korkuları, insanoğlunun geçmiş ve gelecek arayışını tarih ve mitoloji aynasına tutarak deniz diliyle anlatan Cevat Şakir’in davet ettiği dostlarından biri olmayı hayal ediyorum, düşününce bile karnımdaki kelebekler çılgınca dans etmeye başlıyor. Hayali bile bu kadar güzelken, gerçeğini yaşasam nice olurdu benim halim bilemedim.

Misal Halikarnas Balıkçısı’nın Milli Eğitim Bakanlığı Dünya Klasikleri Dizisi Tercüme Bölümü Müdürü Sabahattin Eyüpoğlu’nu Mavi Yolculuk yapmak için gidecek ekip içinde davet etmek için gönderdiği mektup bana gelseydi çıldırırdım zaar. Mavi Yolculuklar bence kişinin içine yaptıkları yolculukların en güzeli olsa gerek. Düşünsenize Halikarnas Balıkçısı’nın kendi iç yolculuğunu yaşadığı ve “Balıkçı” olarak yeniden doğduğu sahillere “güzelliğin ne olduğunu” görmek için gitmişsiniz. O zaman ki tek sorununuz ise sürgün yeri olan Bodrum’a yol olmaması olsa gerek. Belki zaman makinası henüz yok  gidemiyoruz o yıllara ve Halikarnas Balıkçısı’nın yanına diye aldanmayın sakın, ben gidiyorum valla. Hadi size de vereyim sırrımı da da sizde gidin görün o muhteşem yıllarda Anadolu kıyılarını gezin. Zira, Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarını okuyarak yolculuk yapmak da muhteşem. Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın gözünden maviyle muhteşem bir  Anadolu turu,  inanılmaz güzel. Onun gözleri ile Anadolu’yu görüp, bir kez daha aşık olamayanların gönülleri kurusun. Beni özleyin.