Bugün günlerden 1 Şubat.  1959 yılında, Şark Bülbül’ü Celal Güzelses hayata gözlerini yumar. Ölüm yıldönümünde Diyarbakır Ulu Cami müezzini, müzisyen, besteci Celal Güzelses’i saygı ve rahmetle anıyor, sizleri Celal Güzelses’in derlediği, en sevdiğim “Ağlama Yar” türküsü ile başbaşa bırakmak istiyorum. Bırakmasına ama önce gelin rahmetli üstad özel bir Diyarbakır aşığı Celal Güzelses’i bir de benden okuyun.

“Affan Dede’ye para saydım
Sattı bana çocukluğumu,
Artık ne yaşım var, ne adım,
Bilmiyorum kim olduğumu
Hiçbir şey sorulmasın benden,
Haberim yok olup bitenden”

Cahit Sıtkı’nın “Çocukluk” şiiri

Der Cahit Sıtkı Tarancı. Her ne kadar içimdeki çocukla ilgilenmeyi sevsem de, zaman zaman hayat gailesi bizi çocukluğumuzdan uzaklaştırır. İşte o zaman hemen Cahit Sıtkı’nın “Çocukluk” isimli şiirini hatırlatırım kendime, tıpkı bugün de yaptığım gibi. Çoğunuz küçük bir çocuğa bakıp, keşke şu an o yaşlarda olsam diye iç geçirirken, ben yeniden o yaşlara geri dönmeyi istemem. Çünkü Cahit Sıtkı’nın “Çocukluk” şiiri bana, o küçücük kalplerinde kocaman dünyalar taşıyan miniklerin dünyaya nasıl bir gözle baktığını hatırlatır. Ne de olsa bende o yollardan geçmiştim derim kendi kendime ve bir çırpıda hayata bakış açımı yenilerim. İşte o an tam bir şölene döner yaşamım. Neler mi olur? Hemen anlatayıım.

Bitmek bilmeyen bir merak ile sürekli yeni birşeyler keşfetmeye çalışma azmimle kucaklaşırım. Hislerimi, duygularımı saklamaya çalışmadan, olduğum gibi olmaktan dolayı kendimle gurur duyarım. Öğrenmek istediğim şey hakkında soru sormaktan çekinmediğim ve daima sorgulamaktan yılmadığım için bir kez daha tebrik ederim kendimi. Herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul etmek ve önyargısız olmak konusuna gelince hala öğrenmeye çabalamaya devam etmem gerektiğini hatırlarım. Uçsuz bucaksız bir yaratıcılıkla hayal kurmaktan asla vazgeçmediğim için sarılırım kendime.

İçimdeki çocuğu yaşatırım

Kim ne der, ne düşünür diye umursamadan, içimden geldiği gibi davranmaktan keyif alan yanlarımı severim. Bazen aptallık derecesine vardırdığımı düşündüğüm saflığımı affeder, sımsıkı sarılırım ona da. Başıma ne gelirse gelsin, pes etmek nedir bilememem hayattaki en büyük ilhamım, onu da  çok ama çok severim. Bazen çok acımasızca olsa bile, herhangi bir konuda düşüncelerimi dürüstçe ifade etmekten çok hoşlanırım. Basit ama gerçekten çok basit şeylerle çok ama çok mutlu olmak gibisi yok bu hayatta derim kendi kendime ve dediğim gibi çocukluğuma geri dönmektense, içimdeki çocuğu hayatta tutmayı başarabilenlerdenim sevgili okur. Siz de deneyin. Başarabilirsiniz.

Neyse sevgili okur lafı biraz uzattım aslında sizinle Diyarbakır’ımın ofis semtinde geçen çocukluğuma dair güzel bir anıyı paylaşmak istiyorum. Akkoyunlu Sokak’taki babaannemlere gitmek üzere yola çıkmıştık. Çok mutluydum. Çünkü, çocuklar çetesi ve oyunlarımıza ortak Hacı Teyze’yle sohbet her daim çok zevkli gelirdi bana. Hacı teyze kimdir derseniz, Nevriye Hanım teyze, yani rahmetli Celal Güzelses’in değerli eşi. Hayal meyal hatırladığım Nevriye Teyze, çok güzel bir kadındı. Biz mahalle çocuklarını hiç kırmaz, hep gönlümüzü yapardı.

“Bahçada Yeşil Çınar” türküsünü dinlemek

Babaannemlerin binasına o zamanlar sık sık İzzet Altınmeşe ve Bedri Ayseli, Nevriye Teyze’yi ziyarete gelirdi. Biz mahallenin çocukları hemen merakla yanlarına koşardık. Nevriye Teyze bizi her daim sevgiyle karşılardı. Yanında bizlere keyifle ikram ettiği rengarenk şekerler ve buz gibi suyu hiç eksik olmazdı. Tam bir Diyarbakır aşığı olduğunu söylediği Celal Güzelses’in türkülerini kendisi için yazdığını bizimle paylaşır,özellikle “Bahçada Yeşil Çınar” türküsünü dinlemeyi çok severdi. Kimbilir belki de o güzel türküyü sevdiği biricik eşi Nevriye Hanım Teyze için yazmıştı Şark Bülbülü Celal Güzelses. Gözleri nemli nemli anılarını anlatırdı bize Nevriye Teyze… Çocuklukta zevkle dinlediğim anılardan birini ben de sizlerle paylaşayım. Nevriye Teyze anlatsın biz de dinleyelim:

“Yıl 1917. Celal Güzelses birkaç arkadaşıyla Seman Köşkü’nün namı diğer Gazi Köşkü’nün alt kısımlarındaki dutluklarda oturup eğlenirken türkü, şarkı, gazel ve hoyratlar okur. Sesi duyan Mustafa Kemal gençlere doğru yaklaşır ve sorar: “Hanginiz o türküleri okuyordunuz?” Celal Bey, “Ben okuyordum” der. Mustafa Kemal “Senin ismin ne diye sorunca Celal Bey “Mehmet Celalettin” der. Mustafa Kemal, “Peki burada da okur musun?” diyince Celal Bey de “Evet okurum” diye cevap verir. Askerler Diyarbakır’ın ipli kürsülerinden getirirler, Celal Güzelses ve arkadaşları bu kürsülere otururlar. Celal Güzelses okumaya başlar. Bir hayli eser okur ve Mustafa Kemal kendisine teşekkür eder ve Celal Güzelses arkadaşları ile beraber Mustafa Kemal’in huzurundan ayrılarak şehrin yolunu tutar.

Celal Güzelses memuriyeti yanında musiki çalışmalarını aksatmaz

Celal Güzelses memuriyeti yanında musiki çalışmalarını aksatmaz bilhassa mensubu olduğu tekkede yapılan tasavvuf musikisi çalışmalarını aralıksız devam ettirir. Celal Güzelses’in İstanbul’da plak firmaları ile teması sürerken bir gün, Cahit Sıtkı Tarancı’nın dayısı, Ziya Gökalp’in de dayısının oğlu olan, siyasetçi, Bayındırlık eski Bakanı Feyzi Pirinççioğlu, Celal Güzelses’i Dolmabahçe Sarayı’na götürerek Atatürk’üme tanıtır. “İşte Diyarbakır’dan plak yapmaya gelen gencimiz”, der. Atatürk’üm Celal Güzelses’e ismini sorunca o da “Mehmet Celalettin” der. Atatürk’üm, 1917 yılında Seman (Gazi) Köşkü’nde bana şarkı ve türkü okuyan sen miydin” diye sorunca, Celal Güzelses de “Evet efendim bendim” diye cevap verir. Atatürk’üm Dolmabahçe’de bulunan zevata Celal Güzelses’i tanıtır. Burada Güzelses’i yeniden dinler. Celal Güzelses’in sesinden ve müziğinden etkilenmiştir.

Diyarbakır Ulu Camii’nde müezzinlik yapan Güzelses

Celal Güzelses’in daha önce Diyarbakır Ulu Camii’nde müezzinlik yaptığını öğrenince Celal Güzelses’e şu soruyu yöneltir: “Celal bana Peygamberi anlat nedir, nasıl biridir?” Celal Güzelses ummadığı bir soruyla karşılaşınca duraklar ve nasıl cevap vereceğini düşünür ve mevlit okumaya başlar. Selam kısmında herkes ayağa kalkar el bağlar. Okuduğu mevlit bitince şu açıklamayı yapar: “Efendim siz ki yoktan bir vatan yarattınız. Cihana kafa tuttunuz, herkes sizin önünüzde diz çöktü. İşte hiç görmediğiniz zat-ı muhteremin önünde ayağa kalktınız el bağladınız işte peygamberimiz budur.” diyince Atatürk’üm Celal Güzelses’i tebrik eder ve orada bulunan “Colombia” plak firmasının yetkilisine dönerek “Celal’in okuduğu bu mevlidi de plağa doldurun” der. Atatürk’ün bu isteği üzerine Celal Güzelses iki adet mevlit plağı doldurur.

Celal Güzelses’in dolduracağı plakların üzerine ne yazılacağı konuşulur ve “Şark Bülbülü Celal” yazılması önerilir. Celal Bey: “Ben Diyarbakırlıyım Diyarbakır Bülbülü veya Dicle Bülbülü” yazsınlar der. Bunun üzerine orada bulunan zevat bu iki düşünceyi oylar ve 24 kişinin 20’si “Şark Bülbülü Celal” yazılsın diye kanaat bildirirler. Atatürk’üm de bu görüşe katılarak plak firması sahibine Celal’in dolduracağı plakların üzerine “Şark Bülbülü Celal” yazılması talimatını verir. Böylece Celal Güzelses ölene kadar Atatürk’ümün vermiş olduğu “Şark Bülbülü” unvanıyla anılır. Atatürk’üm doktorunu çağırtarak Celal Güzelses’i muayene etmesini ister. Celal Bey huzursuz olur, “Ben hasta değilim neden muayene etsinler ki?” der. Doktor Celal Güzelses’in boğazını ölçer ses tellerini muayene eder ve herhangi bir şey bulamaz ve ses oktavının yüksek olduğunu, ses tonu değişmeden tekrar okuyabileceğini belirtir. Doktorun verdiği bu bilgi üzerine Celal Güzelses rahatlar.

Diyarbakır aşığı olan Celal Bey

Oradaki sanatçılar, kendisinden İstanbul’da kalmasını isterler. Ancak tam bir Diyarbakır aşığı olan Celal Bey, Diyarbakırsız yaşayamayacağını ve memleketinden ayrılamayacağını ifade ederken aynı zamanda içki gazinolarda sahneye çıkamayacağını da belirtir. Celal Güzelses İstanbul’a ilk gidişinde 18 plak birden doldurur. Diyarbakır’ımın günümüze kadar gelen şarkı, türkü, uzun hava, gazel ve mayalarının bugünlere kadar gelmesini sağlar. Celal Güzelses’ten yaklaşık olarak 46 kadar türkü derlenmiştir. Bunlar arasında “Ağlama Yar Ağlama, Bülbülün Kanadı Sarı, Dağlar Dağımdır Benim, Esmerin Ağı Gerek, Mardin Kapı Şen Olur, Nare Esvap Yıkıyor, Vallahi O Yardir…” gibi türkülerdir.  İlim, felsefe, kültür, sanat gibi birçok alanda dünya çapında Şair Sırrı Hanımlar, Orhan Asenalar, Cahit Sıtkı Tarancılar, Ahmet Arifler, El Cezeriler, Ziya Gökalpler, Süleyman Nazifler, Ali Emiri Efendiler yetiştiren canım memleketim Diyarbakır’ım hiç şüphesiz ki musiki alanında da değerli üstad Celal Güzelses ile layık olduğu mevkiye ulaşmıştır, bilin istedim.